2018 TEMMUZ AYI TOPLANTISI


TEMMUZ MECLİS KONUŞMASI – 30 Temmuz 2018

 

 

 

Sayın Başkanım,

Sayın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanım,

Geçmiş Dönem Başkanlarımız,

Yüksek İstişare Kurulu Üyelerimiz,

Onur Üyelerimiz, Meclisimizin Çok Değerli Üyeleri,

Basınımızın Kıymetli Temsilcileri,

 

Yönetim Kurulumuz adına, sizleri sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Hoşgeldiniz.

Sayın Başkana samimi açıklamaları ve Meclisimizi onurlandırdıkları için teşekkürlerimi arz ediyorum.

24 Haziran seçimleri ile birlikte yeni bir yönetim sistemine geçtik ve bunun da en temel göstergesi Cumhurbaşkanlığı Teşkilat Şeması’nda net olarak görülmektedir. Eklemeler, düzenlemeler, atamalar henüz tamamlanmasa da Cumhurbaşkanı etrafında; başkanlık, kurul, ofis ve bakanlık şeklinde bir organizasyon söz konusudur. Yeni sistemin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, Sayın Cumhurbaşkanımızı ve Bakanlarımızı tebrik ediyorum. TBMM Başkanı seçilen Sayın Binali Yıldırım’a da ayrıca başarılar diliyorum.

Bildiğiniz gibi Bakanlıkların sayısı 26’dan 16’ya indirildi ve birleştirmeler yapıldı. Bildiğimiz birçok kurum farklı bakanlıklara bağlandı. O nedenle sistemin oturması biraz zaman alacaktır. Ekim gibi artık tamamen oturmasını bekliyoruz. Ümit ediyoruz ki, birtakım bürokratik engeller bu şekilde aşılmış olur ve o hep altını çizdiğimiz ekonomi yönetimi tek elden etkin yürütülsün talebimiz yerini bulur.

Kabinede İzmirli Tarım ve Orman Bakanımız Sayın Bekir Pakdemirli var. TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkan yardımcılığı da yapan Sayın Ruhsar Pekcan’ın Odalardan sorumlu olarak Ticaret Bakanı olmasından büyük memnuniyet duydum. Ülkemiz için her bir bakanımız hayırlı ve de uğurlu olsun.

Tarihsel olarak bakıldığında her dönemin kendi içinde farklı vakalara, farklı süreçlere ve de farklı sonuçlara tanıklık ettiği görülecektir. Ancak, bizlerin özellikle son 10 yıldır ekonomi tarihindeki tanıklıklarımızın farklı bir boyutta, farklı bir derinlikte olduğu inancındayım. Zira, hem dünya hem de Türkiye’de çok yoğun bir dönüşüm yaşanmaktadır.

Dünya hızla bilgi ve hatta uzay çağına doğru ilerliyor. Son olarak Mars’ta su bulundu. Yeni teknoloji ve ürünler adeta baş döndürüyor. Üretimin en önemli girdisi bilgi, bilgi üretiminin en önemli girdisi ise hayal gücü oldu. Ar-ge ve teknoloji üretim merkezleri hayal gücü geniş, özel yetenekli insanların peşinde. Başka bir dünya oluşuyor ve bu daha çok farklı niteliklere sahip insanların katkısıyla gerçekleşiyor.

Dünya böylesine yıkıcı bir yeniden yaratım süreci yaşarken, ülkemiz geleneksel hale gelmiş enflasyon, cari açık gibi sorunlarla boğuşuyor. Bizim ülke olarak yeni çağa giden treni kaçırmamak için hızla istasyona koşmamız gerekiyor. Ancak, biz daha evimizden dışarı çıkamadık bile. Hala evimizin içini düzenleme telaşındayız. 21. yüzyılı da geriden takip etmek lüksümüz yoktur. Başarmak için potansiyelimiz vardır. Ancak, biz böylesine meşgulken, bakınız dışarıda neler oluyor?

  • Mars’ta su bulundu.
  • ABD, Çin’den ithalatının şimdilik yaklaşık yarısına vergi koyarak, ticaret savaşlarını başlattı.
  • Çin, karşı hamle ile cevap verdi.
  • ABD’nin Rus çelik alüminyum ithalatına ek gümrük vergisi karşısında Rusya da, ABD’den ithal edilen bazı ürünlere %25-40 arasında ek vergi getirdi.
  • AB, Rusya’ya uyguladığı yaptırımları Ocak 2019’a uzatınca, Rusya da benzer bir karşı uzatıma geçti.
  • Avrupa Birliği Japonya ile dünya ticaretinin üçte birini kapsayan bir ticari anlaşma imzaladı.
  • ABD ile AB ticaret bariyerlerini sıfırlamaya çalışmak konusunda anlaştı.
  • Avusturya, AB’nin dönem başkanlığını aldı ve Türkiye’ye karşı menfi bir bakış açısına sahip.
  • Avrupa Merkez Bankası, para politikası teşviklerine daha ihtiyaç var gerekçesiyle faizi değiştirmedi.
  • Esad, vatandaşlarına iç savaş bitti ülkenize geri dönün çağrısı yaptı.

Yani, küresel piyasalar yangın yeri. Bir tarafta yeni yeni kavgalar, diğer tarafta yeni işbirlikleri.

Ticaret savaşları ile dünya ticaret hacminin 1 trilyon dolardan fazla daralacağı hesaplanmakta. (Hatta, Paul Krugman’a göre gümrük vergisi oranlarının yüzde 60’a kadar çıkması ve bu durumda da dünya mal ticaretinin yüzde 70 oranında daralması olasılığı da var.)

Bu gelişmelerden Türkiye kısmen daha az etkilenebilecek gibi görünse de bütünden olumsuz etkilenmemek mümkün değil. Zira, daha çok ihracat yapmak zorunda olduğumuz bir dönemdeyiz. Çok dikkatli ve stratejik olmak durumundayız.

Küresel ekonomi içerisindeki sıramızı tekrar bir hatırlayalım. 2017 milli gelir verileri itibari ile dünya bankası sıralamasına göre yıllardır 17. sırada yer almaktayız. Ama 18. sıradaki Hollanda ile aramızdaki fark giderek küçülmekte. 17 milyon nüfuslu bu ülkeyi geçmişte çok konuştuk.

Tarımı odağına alan Hollanda ile milli gelirimiz arasındaki fark 86 milyar dolardan, ne yazık ki 2017 itibari ile 23 milyar dolara gerilemiştir.

Benzer şekilde elektronik ekipmanları üretimini odağına alan 16. sıradaki Endonezya ile olan fark 68 milyar dolardan 164 milyara çıkmıştır.  Bu mesajı çok doğru algılamalıyız. 

Yüksek katma değerli üretim talebimizin sebebi ortadadır. Bakınız tarımsal sanayi ve gıda sektöründe Türkiye'nin stratejik üstünlüğü var. Ama ne yazık ki bunu paraya dönüştüremediğimiz gibi ithalat bağımlısı hale geldik. Artık, tarımsal ürünlerde yerli üretimi ve ihracatı odağımıza almak zorundayız. İhracatın artırılması için de daha stratejik adımlara ihtiyacımız var. Yeni Bakanımızda da, Bakanlığımızın uzman kadrosunda da bu potansiyelin olduğu inancındayım. Bizler de her türlü desteği vermeye hazırız.

Bugüne kadar tuttuğumuz yol bizi buraya kadar getirdi. Ama artık ya yeni yollar bulmak ya da yeni yollar açmak durumundayız.

Doğru algılamamız gereken başka bir mesaj daha bulunmakta.

Gelişmekte olan ülkeler için doğrudan yabancı sermayeli yatırımların ne kadar önemli olduğunu sizler de çok iyi biliyorsunuz. Bizdeki gelişmelere baktığımızda üretim yapmak için, Türkiye’yi tercih eden yabancı sermayedeki azalış çok net gözlenmekte.  Benim dikkatinizi çekmek istediğim husus başka.

2004-2007 döneminde Türkiye’ye olan ilgiyi grafikten görüyoruz. Neden bu ilgi?

Çünkü, o dönem bir heyecan yaratılmıştı. Klasik söylemi ile Türkiye’nin bir hikayesi vardı ve kriz sonrası dönemde; sağlam bankacılık sistemi, sağladığı mali disiplin ve gelişmek isteyen bunun için reformları hayata geçiren, AB ile müzakerelere başlayan bir Türkiye gerçeği vardı. Ve bu dışardan çok olumlu algılanmıştı. Kuşkusuz, küresel likidite bolluğu da buna katkı koymuştu.

Zira, geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanının “Türkiye'ye bugün yatırım yapanlar, yarın en çok karlı çıkanlar olacaktır. Büyük yatırımcıların muhatabı artık doğrudan Cumhurbaşkanlığı olacaktır" diyerek yabancı büyük yatırımları özel daveti bir ihtiyaçtan doğmuştur ve önemlidir.

Bununla birlikte, 2 ay önceki sunumumda ne yazık ki, yerli yatırımcının da dışarıya yöneldiğine ilişkin verileri size sunmuştum.

Geçmiş sunumlarda paylaşmış olduğum bir grafiğin tekrar son durumuna bir bakalım. İşte bu grafik neden yabancı yatırımların söz konusu dönemde geldiğini de başka bir açıdan göstermektedir. O dönemde, ortalama %6,2 büyüyen bir Türkiye var.

Neden tekrar bunları gösterdim?

Bazen geçmişi unutup, sadece bugüne odaklanmak yetmiyor. Veya kendi içimizde rekor seviyelerde büyüyoruz demek de yetmiyor.

Bu toprakların zenginleşmesini isteyen, bunun da mümkün olduğunu bilen biri olarak başarabiliriz diyorum. Buna inancım çok fazla. Ama bunu doğru analiz yaparak, zamanında ve etkin adımlarla başarabiliriz.

Ekonomide tek ses dönemine geçmiş olmamız çok önemli. Sayın Bakanın, kamuoyuna yaptığı açıklamalar ve kurmaya çalıştığı iletişim politikası da çok değerli. Sözler, eylemle desteklendiğinde piyasalar da, yatırımcı da doğru tepkiyi verecektir. Bunun için “güven” son derece önemli hale gelmiştir. 

2017 yılında çok hızlı ama günü kurtaran etkili çözümlerle sorunları aştık. Ancak, şimdi artık uzun vadeli, kalıcı çözümlere ihtiyacımız var. Finansmana erişimin hem zorlaştığı hem de pahalandığı bir dönemde işimiz hiç kolay olmayacaktır. Bunu hepimiz biliyoruz. Ama hepimizin bildiği bir şey daha var, biz sanayiciler hep zoru başarmak durumunda kaldık. Ülkemizde şartlar, kolay kolay sanayiciden yana olmuyor. Arazi rantları, finansal kazançlar daha çok ön plana çıkıyor. Ancak, biz üretmeye, iş yaratmaya, ihracat yapmaya, gönüllüyüz ve elimizi de taşın altına koymaktan çekinmiyoruz.

Dünya düzeni yeniden şekillenirken, bu süreçte dünyadaki değişim kapsamında yeni bir yapılanmaya gidiliyorsa, avantajlı bile olunabilir. Ancak, aksi yönde bir yapılanma aksi sonuçlar anlamına da gelebilir. Mesele, “rüzgarın yönü kadar, sizin de yelkenleri doğru kullanmanız”dır.

Biraz da piyasalara bakalım ve hızlıca gündemde konuşulan verilere göz atalım:

  • Otomotiv satışları Haziran’da %39 düşerken, 6 ayda ortalama %12 düştü.
  • Konut satışları faiz desteğinin etkisi ile Haziran’da %23 arttı, ilk 6 ayda %1,2 azaldı.
  • PMI Nisan ayından bu yana 50 Barajının altında
  • CDS batan Yunanistan’ı geçerek 320’lere geldi. Son durum:315
  • TL yılbaşından bu yana %30 değer kaybetti
  • Ekonomi Güven Endeksi son 1 yılın en düşüğünü geçen ay gördü
  • Reel sektörün döviz borcu 223 Milyar $
  • Özel sektörün Kısa Vadeli Dış Borcu 122 Milyar $

Son Merkez Bankası kararı ile gözler kalıcı ve güçlü bir maliye politikasına çevrildi ki, buradan da hayal kırıklığı olursa piyasalar daha sert tepki verebilir.

Faiz artırımından beklenen kurlarda artışı engelleme ve bununla birlikte enflasyonda da geri çekilme sağlamak. Ancak, bugün Merkez Bankası faizleri artıyorum derse kur ve enflasyon düşebilir mi?

Türkiye’nin ne yazık ki, yapısal konuları, dış politika sorunları, jeopolitik riskleri öyle bir noktaya gelmiştir ki, bugün Merkez Bankası’nın faizleri tek başına artırması çözüm olmayacaktır. Üstelik, maliyet enflasyonu ve vereceği zararlar da artacaktır.

Tüm bu konular birleşince, piyasaların tedirginliği de büyüyor. Ne yazık ki, dolardaki artış, kırılganlığı artırıyor ve kalıcı olması halinde enflasyonist etkileri tolera etmek de zorlaşacaktır. Bu da girdi ve işgücü maliyetlerine olumsuz yansıyacaktır. Bunun da anlamı, artan riskler ve kırılganlık ile reel sektörün negatif ayrışacağıdır.

Bununla birlikte, artık bir de Rahip Brunson sorunumuz var. Tamamen Trump’ın 6 Kasım’daki ön seçimleri öncesi dış politikayı iç politikaya malzeme yaparak, Türkiye’ye yaptırım restlerini izliyoruz. Bu gerginliği artırırken, kurları da etkiliyor. Oysa ki, birçok ülkede benzer şekilde tutuklu vatandaşları var. Ama aynı tepkiler gösterilmiyor..

Diğer yandan, bilindiği gibi yapılan düzenleme ile borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında olan herhangi bir borçlu, iflastan kurtulmak için konkordato talep edebilecek.

Konkordato kararı alınan şirkete toplamda 23 ay süre tanınacak. Bu süre içinde şirket kendini toparlayamazsa artık iflasına karar verilecek. Ümit ederiz ki, hiçbir firma bu yönteme başvurmak zorunda kalmaz. Ancak, üyelerimizin ticari partnerlerini iyi gözlemlemesi gereken bir dönemden geçiyoruz.

Hangi ülkede olursanız olun özellikle de üretim yapıyorsanız artık, küreselleşen dünyada krizlere karşı kendince önlemlerinizi almak zorundasınız. Girdi tedarikinden üretime, üretimden satışa ve satış bedellerinin ödenmesine kadar olan tüm süreci entegre bir bakış açısıyla takip etmek, riskleri minimize etmek durumundayız. Alacak sigortası da bu önlemlerden sadece bir tanesidir.

Ticari borçlarınızın ödenmemesine karşı sizi koruyan bir finansal araçtır. Eylül ayında yapacağımız Meslek Komiteleri Ortak Toplantısı’na konunun uzmanını davet ederek, detaylı bir bilgilendirme imkanı sunacağız.

Neden tercih etmemiz gerektiğine ilişkin birkaç madde paylaşmak isterim.

Neden Tercih Edilir?

  • Olası kayıplardan, maddi risklerden korunmayı sağlar.
  • Alacak hesaplarınızı yönetmenize yardımcı olur.
  • Rücu edilemez factoring sağlar.
  • Bilançoyu optimize eder.
  • Ödenmemiş faturaların finansal etkilerini sınırlayarak marjları güvence altına alır.

Daha önceki konuşmalarımda da altını çizmeye çalıştığım gibi kur riskine karşı hedging yöntemlerini etkin olarak kullanmalıyız. Profesyonel destek almak veya elemanlarımızı bu alanda geliştirmek uygun olacaktır.

Her sene yılda iki kere 6 aylık dönemler halinde yaptığımız ekonomik değerlendirme anketinin 2018 yılının ilk yarısı gerçekleşmeleri ve ikinci yarısı beklenti analizini tamamladık. Sonuçlar, yine önemli mesajlar vermektedir. Hızlıca bir göz atalım.

Anketi 154 Firma yanıtlamıştır.

Son olarak, Yunanistan’da meydana gelen yangın felaketinden duyduğum üzüntüyü ifade etmek isterim. Can kaybı, doğanın katli ve onca hayvanın telef olması. Yani gerçek bir felaket. Komşumuza başsağlığı, hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Orman yangınları geçmişimize baktığımızda, ülke olarak, şehir olarak bizlerin de çok dikkatli olması gereken ayların içindeyiz. Yaraların hızlıca sarılması dileği ile konuşmamı burada tamamlamak istiyorum.

 

Saygılarımla,

Ender YORGANCILAR

Yönetim Kurulu Başkanı

 


YKB - Diğer Konuşmalar


Şifremi hatırlat


Lütfen mail adresinizi veya firma sicil numarasını giriniz.

Not: spam maillerinizide kontrol ediniz.